THE OLD GUARD

Nisan 25, 2021 0 Yazar: Severus Septimus

Sonsuza dek böyle genç bir insan olarak kalacaksın.Ama etrafındaki herkes, sevdiğin herkes yaşlanacak. Acı çekecek ve ölecekler. Bir de hayatlarına dokunmaya çalışırsan sırrını öğrenirler. Paylaşman için yalvarırlar ama yapamazsın. Tabii ki sana inanmazlar. Sana derler ki: Onları sevmiyormuşsun. Sevgin zayıfmış veya bencilmişsin. Asla unutamazsın, gözlerindeki nefreti ve kederi. Sevdiğin herkesi kaybetmenin ne demek olduğunu böyle öğrenirsin.


2020 yılında çıkan ve başrolünde Charlize Theron ve Harry Potter’dan Dudley rolüyle tanıdığımız Harry Melling’in olduğu Netflix filmi The Old Guard’ı (Ölümsüzlük) dün izledim. Öncelikle filmin Greg Rucka yazıp Leandro Fernandez’in çizdiği çizgi roman serisinden ilham alınarak hayata geçirildiğini söyleyelim. Kitap serisi olarak henüz dilimize kazandırılmamış olan bu çizgi romanlar henüz okuyucusuyla buluşmamış durumda.


Filmin sonlarına yaklaşırken zaten aklınıza şöyle bir düşünce oturuyor: Bu hikaye tek filmlik birşey olamaz ya devam filmi vardır ya da bir kitaptan ilham alınarak filme alınmıştır. O kadar cevapsız soru kalıyor ki aklınızda, filmde açıklanmamış olan hikayenin doğuşu ve ilerleyişi bir zemine oturmuyor kafanızda. Film ancak son sahneleriyle size devamının geleceğini kesin bir surette söylüyor. Kesin tarih verilmemiş olsa da serinin ikinci filminin de çekilmesi için girişimler olduğunu buradan duyuralım.


Filmle ilgili bilgi vermemiz gerekirse: Kökeni İskitlere kadar giden Andy (İskitli Andromache) ve dönem dönem sayıları değişen toplamda ise 7 ölümsüz ile birlikte kurdukları bir ölümsüzler timinin insanlığın ve dünyanın daha iyi olması için verdikleri mücadeleden bıkmalarına müteakip gelişen olayları izliyoruz. Tam bu bıkkınlık dolayısıyla oluşan bir ihanet üzerine hikayenin seyri aksiyonlu bir hal alıyor.


Aslında ölümsüz tanımını da açmamız gerekebilir tam burada: Neye göre öldükleri (evet uzun bir süre sonrasında iyileşme özellikleri ve ölümsüzlükleri bitiyor) ilk filmde bilinmese de kendini ölümsüzlüğe ve inançsızlığa alıştırmış karakterlerin, ölürken bunu kader ve vakti saati gelmeye bağlaması bana mantıksız gelmekle beraber böyle kişilerin psikolojilerinden de çok mantıklı şeyler beklememek gerektiği aşikardır aslında. Filmle birlikte ölümsüz olmanın o kadar da istenebilecek birşey olmadığını bir kez daha görüyorsunuz.


Filmde hoşunuza gidebilecek kısımlardan biri; Anadolu ve Türkiye ile ilgili pek çok gönderme var hem zaten unutmamak gerekir ki İskitler (Sakalar) Türk bir topluluktur, filmin esas karakteri de biraz zorlarsak Türk diyebiliriz. Baklava testi sahnesi de aslında biraz buna işaret olabilir. Bunun yanında macera ve kısmen duygusal anlarla sizi sıkmadan film güzel zaman geçirmenizi sağlıyor. Ayrıca hikayenin farklı coğrafyalarda geçmesi ile farklı dönemlere ait hatıralar da olması hoşunuza gidebilir. Müziklere de ayrı parantez açmak gerekir bence çünkü gayet iyi kullanılmışlar bence.


Hoşunuza gitmeyecek şeylerin başında ise mantıksızlıklar dizisi geliyor ki bunu ikinci veya üçüncü filmleri ile düzeltebileceklerini sanmıyorum. Yakalanıp kobay fareler gibi kullanılmamak için gizliliklerine çok özen gösteren ölümsüz bir ekibin ifşa olma şekli beni pek tatmin etmedi açıkçası. Ek olarak hikaye biraz daha detaylandırılabilirdi ki bunun için sanırım çekilmesi muhtemel yeni filmleri bekleyeceğiz. Son olarak da Netflix’in artık beni yıldırdığı bu eşcinsel karakter saplantısı var tabii. Eşitsizliklere farkındalık oluşturmak isterken insanları bıktırma yolunu tercih etmek bence pek etkili bir yöntem olmasa da kararı size bırakarak sizi filmle baş başa bırakıyorum…

İyi Seyirler.

Puan:7 / 10